Satürn o eşsiz ve gizemli bulut haleleri ile kafaları karıştıran gökyüzünün Venüs'ten sonra en güzel görünen gezegeni. Satürn'ün öğretmenliğinde geçen yılları düşündükçe insanın neler çektiğini hatırlaması hiçde zor olmuyor aslında. O en zoru, en iyi, en uzun biçimde öğretmeyi seviyor.

Satürnü düşünürken aklıma hep onun etrafındaki o beyaz kuşak vardı. Haritalarda bir biçimde hiç düşünülmeyen bir şey gibi gelirdi hep. Sonunda bir yerlerden bir şeyler filizlendir belki de o kuşağa çok takılı kaldığımdan ne olduğunu anımsamam zor olmadı. Satürn öğretmeyi sever. Öğretirken asla kolay öğretmez. Verirken cimridir ama dersini öğrendiğinizde bir kere daha asla kaybetmezsiniz. İnsan onun bulunduğu konumda başına geleceklerden habersizdir. Onun güzelliğine takılı kalırsanız ya da esas göstermek istediği ders yerine dikkatinizi çeleceklere dönerseniz işte o zaman o acı dersler başlar.

Satürn tembelliği hiç sevmez. Tembel olmak yerine üretkenlik bekler. Sürekli düşünmenizi en zor, en baskılı anda kontrol bekler. O bizim iç disiplinimizdir. Kolaya kaçtığımızda onun beyaz kuşağında sürekli sürükleniyor dönüyor olduğumuzu asla anlamayız. Bir biçimde tekrarlar yaşadığımızı farkedene kadar devam eder bu. Çözülme kendimizi ona bırakmakla değil kendi disiplinimizi onun öğrettiği biçimde uyguladığımızda başlar. Dersin mezuniyeti budur işte. 

Astroloji aslında bir yerde budur. Göksel/makro evrenin içimizdeki yansımalarının izini sürmektir. Devinimler döngüler hayatımızın akışıdır. Dönemleridir. Satürn zor ve baskındır. Yaşlı ve olgun yanımızdır. O aceleyi sevmez o emeği sever. Ter akıtılmadan kazanılman başarıları değil her aşamasında didişmeyi zafere giden yolda asla pes etmemeyi simgeler. Bulunduğu her evde karşılaşılabilecek her tür engeli de beraberinde getirir. İster ki kişi olgunlaşsın. Kişi kendini sürekli eğitsin. Onun öğretmenliği asla bitmez. Öğrenmenin asla bitmeyeceğini anıştırır. Bir yandan olgundur öbür yandan meraklı ve çocuksu. Onun kuşağına takılmak demek disiplinden, tutarlılıktan kopmak demektir. Kişinin kendi ile olan sıkı bağlarını kopartıp kendinden uzaklaşması, başarısızlıkları sürekli bahanelere sığınmaya sürükler. Kendi içindeki beceri ve gücünü kullanamamaktır. Sonuçta halkalar/beyaz kuşak Satürn'ün bir parçasıdır Satürn'ün kendi değil. Öğretirken bile kişinin kuşkuculuğunu geliştirir. Olduğu yerde ağırlığını hissettirir mutlaka. Esas göstermeye çalıştığı hayatın sonsuz çeşitliliğidir. Kişi onu hangi evinde misafir ediyor ise o evinde sürekli üretmek zorundadır.

Satürn pes edenleri sevmez. Bir kere tökezleyince kişi devam etmelidir yoluna. Sonuçta süreç bitmemiş varışa ulaşılmamıştır. Satürn maraton koşucularını sever. Engelli maraton koşucularını. Hepimizi misafir ettiğimiz (haritamızdaki evler) ev içinde o evin özelliklerinde maratona sokar. Bitmek bilmeyen bir maraton. Her engeli aştığımızda yeni bir alanda disiplin kazanmış oluruz. Öğrendikçe kendimize olan güvenimiz artar. Gelişen içdisiplinimiz ve özgüvenimiz aslında hayatımızın her alanında bize güç vermeye başlar.

Oysa biz genelde hep onu koca ihtiyar Satürn geldi işte şimdi ayvayı yedik diyerek karşılarız. Yoksa bilge Satürn geldi öğretecek ne çok şeyi vardır diyerek mi karşılamalıyız?

Etiketler :

T'ai Chi Ch'uan

30/1/2006

T'ai Chi Ch'uan, kökleri 5000 yıl öncesine dayanan sağlık sistemidir. Günümüzde yalnızca Çin'de yirmi milyon insan tarafından uygulanmaktadır. Pek çok önemli üniversitenin klüplerinde ya da eğitim programlarında yer alan t'ai chi ch'uan üzerine yapılan araştırmalar bu uygulamanın solunum yolları, kan dolaşım sistemi, kemik ve eklem rahatsızlıkları gibi pek çok rahatsızlığın tedavisinde son derece etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Aerobik egzersizlerde olduğu gibi insanın fiziksel kapasitesini zorlamayan bu uygulama günümüzde bazı üniversite kliniklerinde kâlp hastaları ve astım hastaları gibi bazı hastaların tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. T'ai Chi özel bir inanç sistemine uymanızı, belli bir şekilde beslenmenizi istemez. Bu nedenle herkes için uygun bir öğretidir. Özel giysilere ya da malzemelere ihtiyaç duyulmadığı için uygulanmak için para harcamanıza gerek yoktur. Pek çok egzersiz, insanın yaşı ilerledikçe daha zor uygulanır hâle gelmektedir, oysa tai chi fiziksel güç ya da dayanıklılık gerektirmediği için çok ileri yaşlarda dahi kolayca uygulanabilir; hatta tai chi uygulaması yıllar geçtikçe daha da etkili bir hâle gelmeye başlamaktadır. Sağladığı fiziksel, zihinsel ve ruhsal yararlardan faydalanmak için günde sadece 10 dakika çalışılması yeterlidir. Bu sayede tai chi diğer uygulamalarda olduğu gibi etkilerinden yararlanabilmek için uzun zaman ayırmak gereken bir çalışma değildir. Bunların yanı sıra, tai chi uygulamak insanın sürekli olarak zevk almasını sağlar. Bu nedenle de sıkıcı bir uygulama değildir.

T'ai Chi Ch'uan, temel taocu sanatlardan bir tanesidir. Bu özelliği sayesinde herhangi bir ruhsal ya da zihinsel çalışmanın bütünleyicisi olarak kullanılabilir. Her ne kadar taocu felsefeden doğmuş olsa da uygulanması için belli bir inanç sistemine bağlı olmayı gerektirmediği için her tür zihinsel ya da ruhsal faaliyete kolayca uyarlanabilir. Taocu çalışmaların içindeyse, yer ve gök enerjilerini insanın bedeninde bir araya getirip, ileri düzeydeki içsel simya çalışmaları için sağlam bir temel hazırlamaktadır. Bu temel sayesinde fiziksel dünya ve bedenimiz ile kurduğumuz güçlü ve sağlıklı bağlar, ruhsal çalışmalarımızda dengeli bir şekilde ilerlememize yardımcı olmaktadır. Pek çok öğretide, daha ruhsal çalışmalar için bu dünya ve fiziksel bedenimiz göz ardı edilmektedir. Bu da ruhsal çalışmalarımız sırasında dengesizliklere neden olmaktadır. Ancak taocu öğreti ruhsal olarak ilerlemek için bu dünyanın ve fiziksel bedenimizin son derece önemli olduğunun bilincindedir. Fiziksel dünya ve bedenimiz temeldir ve bu temel ne kadar sağlam olursa üzerine o derece sağlam duvarlar inşa edebiliriz. T'ai Chi Ch'uan bize, uyguladığımız öğreti ne olursa olsun son derece sağlam bir temel kurmamız için yardımcı olmaktadır.

T'ai Chi Ch'uan, dünyadaki en etkili savaş sanatlarından bir tanesidir. Mantık olarak yumuşak ve dirençsiz olanın sert ve dirençli olanı yenmesi ilkesi üzerinde yükselen bir savaş sanatıdır. Dışsal savaş sanatlarında rakibin alt edilmesi için gerekli olan güç, hız, çeviklik ve fiziksel cesaret gibi nitelikler tai chi savaş sanatında önemli değildir. Çünkü t'ai chi'ye göre kazanmanızı sağlayan şey boyun eğmektir. Bu denetimli boyun eğiş önce rakibinizin gücüyle uyum sağlamanızı ve ardından da rakibinizi kendi gücüyle yanmanızı sağlar. Bu nedenle de ustalar tarafından söylendiği gibi bir t'ai chi savaşçısıyla savaşmak serbestçe asılı duran bir çarşafı yumruklamak gibidir.

Kendine suyu örnek alan t'ai chi tıpkı su gibi yumuşak ve dirençsizdir. T'ai chi sanatçısı tıpkı su gibi hareket ederek rakibinin boşluklarını doldurur ve dirençsizliği sayesinde kendini kavramaya çalışan rakibinin parmaklarının arasından kayıverir. T'ai Chi Klasiklerinde şöyle denmektedir: "Eğer rakibiniz sertse, o zaman yumuşayın. Buna boyun eğmek denir. Eğer rakibiniz devinim halindeyse, onunla aynı yöne doğru devinip ona yapışın. Buna yapışmak denir. Düşmanınıza saldırdığınızda, hızla deviniyorsa hızla devinin, yavaşça deviniyorsa yavaşça devinin; bu sayede devinimleri birbiriyle uyumlu hâle getirin." Bir tai chi savaşçısının tek yapması gereken şey rakibiyle bir, aynı olmaktır. Onunla bir olduğunda artık rakibinin gücü, kendi gücü olur ve bu sayede rakibi ne kadar güçlü ya da hızlı olursa olsun onu kendi gücüyle, zorlanmadan alt eder. Eski çağlardan günümüze dek yetenekleriyle herkesi şaşırtan t'ai chi savaşçıları aynı zamanda yaptıkları müsabakalarda hiçbir insana zarar vermemiş olmaları, rakiplerini onlara zarar vermeden yenmeleri nedeniyle de büyük bir saygı kazanmaktadırlar.

T'ai Chi Ch'uan, yerçekimine karşı koymak yerine onunla uyum içinde hareket etmeyi öğreten bir hareket bilimidir. Prehistoryacılara göre insanın gelişimini sağlayan en önemli şey iki ayağı üzerine kalkmış olmasıdır. Bu sayede ellerini kullanmaya başlayan insan alet yapmış ve medeniyet yaratmayı başarmıştır. Ancak günümüzde bilimcilerin farkında olmadıkları ama belki de yakın bir gelecekte farkında olacakları çok önemli bir konu daha vardır. Taocu öğretiye göre insanın şu anki gelişimine neden olan şey tıpkı bilimcilerin düşündüğü gibi onun iki ayağı üzerine kalkmış olmasıdır. Bu sayede, dik duruşuyla gökten gelen enerjiyi doğrudan doğruya başının tepe noktasından bedenine alan insan bilgeleşmeye ve diğer hayvanlardan ayrılmaya başlamıştır. Dört ayağı üzerinde hareket eden hayvanlar gökten gelen enerjiyi insanda olduğu gibi büyük miktarda başlarının tepe noktasından almamaktadırlar.

Dik duruşun bir başka özelliği de yerçekimine daha az yüzey sunmasıdır. Bu sayede insanoğlu hareket edebilmek için yerçekimine karşı, dört ayağı üzerinde hareket eden hayvanlara oranla daha az enerji harcamaktadır. Ancak duruşlarımızdaki hatalar, yerçekiminin üzerimizdeki etkisi nedeniyle bedenimize zarar vermekte ve normalde harcayacağımızdan daha fazla enerji harcamamıza nedne olmaktadır. T'ai Chi Ch'uan, duruşlarımız ve hareket biçimimiz üzerindeki etkileri sayesinde yerçekimini üzerimizdeki bir yük olarak değil, hareketlerimize yardımcı bir enerji olarak kullanmamızı sağlamaktadır. Bu sayede de hareketlerimiz daha kendiliğinden, zahmetsiz ve akıcı olmakta, tasarruf edilen enerji başka işlevlerde kullanılmak ya da daha sonraki kullanımlar için depolanmak üzere toplam enerjimize katılmaktadır.

T'ai Chi Ch'uan, evrensel enerji kaynaklarıyla bağlantıya geçmemizi sağlayan kozmik bir enerji dansıdır. T'ai Chi uygulaması insana kazandırdığı gevşeme, dirençsizlik, farkındalık, ılımlılık gibi nitelikler sayesinde evrensel enerji ile aramızdaki engellerin ortadan kalkmasını sağlar. Gerilimler ve farkındalığımızdaki azalma evrensel enerjiler ile bağlantımızı ortadan kaldırıp sağlığımızın bozulmasına ve zamanından önce yaşlanmamıza neden olur. Oysa t'ai chi uygulaması sırasında derin bir gevşeme düzeyine ulaşan bedenimiz, zihnimizi de gevşetir. Zihinsel gevşeme, zihnin ve bedenin üzerindeki örtüleri yavaş yavaş kaldırıp farkındalığımızı arttırır. Farkındalıktaki bu artma t'ai chi uygulayıcısının kendini evrensel bir enerji okyanusunun içinde bulmasını sağlar. T'ai chi uygulaması aracılığıyla kazanılan bu gevşeme ve farkındalık sayesinde sürekli olarak evrensel enerjileri hisseder ve her hareketimizde bedenimizi bu enerjilerle doldururuz.

Cem Şen, Enerjinin Dansı, Dharma Yayınları, adlı kitabından alınmıştır. 

Etiketler :

Okurken nereden çıktı bu diyecek bir sürü insan biliyorum. Biraz eskileri karıştırmamız lazım. Mitolojide Zeus diğer tanrılar arasındaki iletişimi sağlaması için Hermes'i görevlendirdi. Hermes biraz muzip ve arsızdı. Arsızlığı aşırı kıvrak ve ince düşünebilen zekasından ileri geliyordu. Bir o kadarda tatlı dilli. Bir kötü huyu vardı Hermes'in beğendiği herşeyin kendisinin olmasını isterdi. Bunun için karşısındakilere bazen sorma gereği duymazdı. Nam-ı diğer hırsızdı.

Gökyüzündeki hırsızın peşine düştük. Kendi hayatımızda bizi bizden çalan'ın peşine. Onu nerede yakaladım biliyor musunuz. Merkür de. Bütün muzipliklerin ana mimarında. Neyi çaldığına gelmeden önce onun egemenlik alanını görmemiz lazım. Sonra onun üzerimizdeki etkilerine bir göz atmalı. Engellemerini incelemeli. Onu kazanmanın hesabına düşmeli. Adı üzerinde hırsızların ve arsızların tanrısı Hermes'in evi o.

İlk paragrafta da belirttiğim gibi kıvrak zeka Merkür'ün egemenliğidir. Zeka, akıl düşünebilme becerilerinin tamamı. Bunun uzantısı olan her tür teknoloji, hitabet, iletişim, yazarlık da onun parmaklarının uzandığı alanlardır. En başta dedik ya hırsızdır. Neleri çalacağı nereden nereye neyi koyacağını kestirmek güçtür. Yaşamımızda üzerinde düşüncenin izlerini görebildiğimiz her üretilende onun izi vardır. Onun yansımalarına bakarız. İşlevseldir. Venüs'ün zerafetinden çok neye yaradığı ön plandadır. Sonu gelmeyen bir merak tutkusunun kor halde kalmasını sağlayan ateştir o. Daima yanık tutar bulunduğu her evi. Onun içine girdiği her evde mutlaka çok fazla düşünmek düşüne düşüne birbirine girmiş bir çok düğüm vardır. Bunların bazılarını çözmüş zeka fışkıran çözümlerde orada durur. Akıl ve mantık aynı konumda mıdır ciddi önemli bir soru olabilir. Ancak bizim burada incelediğimiz Merkür'ün muziplikleri. Akıldan çok yani süreklilik arzeden bir işlemecilikten, süzgeçlerden geçirip sağlamcı kararlar almaktansa doğrudan ve hızlı çözümlerin, çarçabuk eylemlerin destekçisidir o. Ki bu nedenle genelde aşırı hakim olduğunda bulunduğu konuma çok fazla dikkatsiz ve çabuk yapılmış eylemler görürürüz.

Etrafınıza bir bakın o kıpır kıpır yerinde duramayanlarda ne dikkatinizi çekiyordur? Herşeyi hızlıca yapıp oradan oraya koşarlar. İzlemek bile bazen insanı yorar. Hava grupları uçarı olur demeyin. Merkürü tutabilirseniz ona da anlatın bunu. Bukalemunlar gibi hep değişir hep dönüşürler. Kalıcılık beklemeyin Hermes sevmez kalıcılığı. Bir de canı sıkılıp geri gitmeleri yok mudur işte kriz o zaman patlak verir. Nerede kendini ifade edemeyen konuşamayan görürseniz orada canı sıkkın Merkür vardır. İnceleyin bakın açısı kötü bir Merkürü görürsünüz.

Oysa Merkürün tek sevdası eğlencedir. Herşeyi hızlıca yaptırır çünkü eğlenceye çok az zaman kalır. Her eylemini keyfe dönüştürmek ister zevk almak. Derin olmak zorunda değildir yeterki eğlenceli olsun. Aslında herkesin mutluluğunu ister. En çok kendininkini istemesini mazur görsek fena mı yani. Merkür'ü tavlamanın yolu sopanın ucundaki havuç misali biraz merakınızı serbest bırakın, bulunduğu yerdeki alana dikkat edip orada zihnin bir at başı öne geçirin. Sonuçlarından memnun kalacaksınız.

İşte böyle. Muzipliklerin yardakçısı anca bu kadarına izin verdi. Belki fırsat bulursam onu yine ifşa ederim.

Etiketler :

Aşkın, güzelliğin, estetiğin Tanrıçası (Antik Yunan'da Afroditi simgelerdi) gökyüzünün incisi Venüs. Hayatımızda onun elinin değmediği epey az alan görürüz. Sıradanlığın içinden sıyrılan zarafetin üzerinde onun dokunuşlarını görürüz. Antik çağlardan beri güzel olan herşey ona ithaf edilmiştir. Güzeli güzelliğin içinde zarif ve bağımsız kılan yine Venüs'tür.

Hayatın güzel çıkışlarının yanında anaçlığı, sevgiyi ve aşkı da sunar bizlere. Konumu gereği baktığımızda Venüs'e bir yerlerde bizlerin içindeki yumuşaklığı göstermek ister aslında. İçimizde saklı olan üreticiyi, kendini ifade edecek olan sanatçının yerini gösterir bize. Her birimizin kendini ifade edişi başkadır aslında. Bunun için sözcüklerin efendisi Merkür'ü aramayabiliriz kendimizde. Venüs'te bir biçimde bizlerin dışa açılan yanlarımızı bize gösterir. Örneğin Yengecinizde bulunan bir Venüs duygusallığınızın kanatlanacağı gibi görünse de bir başka biçimde baktığımızda aslında insanlarla oldukça kolay empati kurabilen bir beceriye sahip olduğunu görebiliriz. Bu duygusal bağ kurabilme salt iletişim becerisi olarak kullanılmasa bile durum değerlendirmesi ve doğru davranış geliştirebilme becerisininde sembolü olabilir.

Duyguların ve cinselliğin (salt cinsellik demek fazla kısıtlayıcı oluyor üretimi de kapsıyor aslında) yöneticisi Venüs pek çok yerde ilişkilerimizi nasıl kurabildiğimizi de gösteriyor. Genel anlamda ikili ilişkilerimizde ne yöne bakıyoruz neyi tercih ediyoruz. Güçlü konumdaki Venüs bizi ister istemez hep daha güzeli daha zarif olanı göze daha hoş olanı bulmaya itiyor. Aynı zamanda duygularımızı daha çok eylemlerimize katma duyguyu daha çok vermemize de. Bu biçimde kendi içimizdeki esnek yanları bulmamızı ya da kendi içimizdeki karşı cinse ait oluşan alt kimliklerimizi görebiliyoruz. Örneğin bir erkek için bu algılayışında hayata bakışında çok geniş bir perspektife bakabilmesine yardımcı olabiliyor. Doğrudan sebep sonuç ilişkisi kurup hızlı çözüme gitmek yerine, uzun vadeli bir görüş üretebilme çözümlerin kısa süreli değil uzun vadeli olabilmesini sağlayabilmektedir.

Venüs'ün üretme dürtümüzü yönlendirmesi genel anlamda hep cinsel ilişkilerimize yorarız oysaki tüm yaratıcılığımızın da yöneticilerinden biridir. Özellikle sanata dönüklüğümüzün simgesi halindedir. Her birimiz belki ressam, şair ya da yazar olamayız. Ama her birimizin içindekileri açığa çıkartmak için kullanabileceği bir yol vardır. Venüs bu yolu sana dönüştürmenin klavuzudur. Üretkenliğimizi ne denli Venüs'ün ellerine bırakırsak ortaya çıkan ürün bir o kadar güzel, zarif ve estetik olacaktır. Bu bir yerde kendi bilincimizi geriye atıp içimizdeki kendi benliğimizin kontrolünü serbest bırakma olarak da anlamdırılabilir. Sonuçta toplumsal değerlerler şekillendirilmemiş benliğimiz sadece uyumu gözetecektir. Varoluş ile uyumlu olabilenin güzelliğini tartışmak anlamsızlaşır. O bütünlüğün kendinden bir parça bir yansıma olarak gelmiştir. İşte bu Venüs'ün dokunuşudur. Ya da ismini öyle koyabiliriz. İçimizde yer alan saflığın, güzelliğin, estetiğin ortaya çıkışıdır. Onun makrokosmosta yansıyanı Venüs.

Etiketler :

Mina'ya teşekkürler...
Yazıyı mutlu hale getirmeyi deneyelim. Profesyonel bir astrolog veya ciddi bir meraklı değilim. Öğrenmeye çalışıyorum diyeyim en azından.

Mars dediğiniz gibi hep olumsuz kabul edilir. Oysa biraz başka açıdan bakalım. Mitolojide Hades ölüler dünyasının tanrısıdır. Mars gezegeninin tanrısı savaş atnrısı olan Ares'tir. Ve Ares/Mars günü gelir ölüler diyarına da el atar ve o diyarlarda da hüküm sürer. (En azından Babillilerde böyle)

Mars gezegeni astrolojik konumu itibari ile daima saldırganlık, şiddette dizginlenemeyen yıkıcı duyguların simgesi olmuştur. Bu biçimde sürekli geri durulan bulunduğu konum içerisinde gözlemcinin gözüne batan figürlerden biri olagelmiştir. En azından yıldız haritasında Mars'ı çok ciddi bir kıskaca alan benim Mars'ı gözlemleyişim hayatım içerisinde konumlandırışım oldukça farklı.

Mars bulunduğu ev (astrolojik ev) ve genel olarak hayatımızdaki rolü olmak üzere iki ayrı yerde incelenmeyi hak ediyor bana göre. Ki bunu tüm gezegenler içinde ayrıca yapabilmemiz olağanüstü zengin bir yorumlamaya götürür bizi. Bulunduğu ev olarak bakalım ilk önce, haritamız üzerindeki ev bizim yaşam alanımızdaki kişilik hayat kesitimizdir. Mars bulunduğu konumda bir çok açıdan bizim eksik bıraktığımız ve ortaya çıkartmamız gerekenleri bize sunar. Eğer bastırma yoluna gidersek hayatımız içinde o alanlarda ortaya koymamız gerekenleri eninde sonunda Mars'ın yıkıcı yanı bize görünecek ve hayatımızda biriken basıncın oldukça büyük bir patlama ile yaşanmasını gösterecektir. Aslında bir çok açıdan Mars aynı zamanda herhangi bir eylemde sonuna kadar bizi taşıyabilecek tutkuyu da beraberinde bize sunar. Bulunduğu evdeki konumu itibarı ile aşırı gibi gelen duygu ve davranışları belirli aralıklarla serbest bırakmak Mars'ın kendi gücünü daha kolay sergileyebilmesine yardımcı olur. Bu bir diğer açıdan kendi kişiliğimizde geliştiremediğimiz yanlarımızı görmemiz ve o parçaların kendilerini gerçekleştirmesine alan yaratmamız demektir. Mars'ın ani ve hızlandırılmış gücü bizim bu gerçekleştirmelerimizi biraz hızlandırır sadece.

Öfke, şiddet ve cinsellik modern toplumlarda en fazla bastırılan, bastırıldığı kadar manipüle edilen ve oldukça ciddi ticari beklentilerle beslenen alanlardır. Mars'ın bağlı olduğu ev ya da konumlandığı ev örneğin  duygu evimiz ya da aile evimizde, iletişimlerimizde gerilimlerin olabileceği ya da duygusal ilişkilerimizde aşırı uçlarda ilişkiler yaşayabileceğimizi ifade edebilir. Aynı zamanda karşılıklı iletişim içerisinde iken hiçbir sorunu uzatmadan yaşandığı anda çözülmesi ve konuşulması gerekliliğini de bize işaret eder. Bu biçimde sonradan meydana gelecek birikmiş tartışmalarla meydana gelecek büyük felaketleri engeller.

Liz Greene’ye göre “çeşitli mitolojilerde yer almış Savaş Tanrıları sadece yaşamak için savaşmazlar, aynı zamanda zayıfları koruma içgüdüsüyle hareket ederlerdi. Yaşamsal fonksiyonları korudukları kadar ruhun bütünlüğünü de korurlardı. ” (Astroloji Dergisi web sayfasındaki mitolojide Mars yazılı sayfadan alıntıladım.) İnsanın en önemli yaşamsal dürtüsü hayatta kalmaktır. Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Yerleşik toplumlara geçildiği andan itibaren insanın hayatta kalma dürtüsü toplumsal normlar  ve yasalar aracılığı ile korunmaya başlamıştır. Bu biçimde bireyler kendilerini iyi hissederler. Ama Evren bizden büyüktür. Bizlerin gerçekliğinin ya da kurallarının çok ötesinde bir düzeni vardır.

Mars baskı altında tuttuğumuz yeşermesine izin vermediğimiz benliğimizin savunucusudur. Onun üzerine konan her tür toplumsal ve kendi baskılarımızla çatışır. Ne kadar çok bastırırsak öfkesi o denli büyük olur. Yaşamımızdaki en büyük öğretmenlerimizden biri olan Mars'a selam olsun.

Bu yazının fitilini ateşleyen Metin Özenbaş'ın bir yazısı oldu. Yazı için tıklayınız. Kendisine buradan saygılarımı iletiyorum.
 

Etiketler :